Kuruluştan Kurtuluşa Bisiklet Turu 1. Gün (Söğüt-Bilecik-Yenişehir-İznik)

Beklenen gün geliyor ve 14 Eylül 2014 sabahı evden çıkıp toplanma yeri olan Söğüt İmam Hatip Lisesi’ne gittiğimde etrafımdaki herkes yabancıydı. Hemen üzerimi değiştirip eşyalarımı kamyonete verip grup içindeki yerimi aldım. Başlangıç bu sefer Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri resmi töreni içinde gerçekleştirilecekti. Bunun için tören alanına geçtik ve Başbakan’ı beklemeye başladık. Bu esnada aileme de yerimi belirttim ve geçirmelerini sağladım. Bu bekleyiş esnasında tartışmalar eşliğinde Başbakan Ahmet Davutoğlu ve ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tören alanına giriş yaptı. Tabi havalarda uçuşan su şişeleri ise bisikletçilere isabet etti. Daha sonra protokol tribünü önüne gidip Başbakan’dan emanet olarak Türk Bayrağı ve Söğüt’ün toprağını teslim aldık. Tabi gazetecilikten kalan bazı alışkanlıklardan ötürü Başbakan’a seslenip toplu fotoğraf alalım dedim ve kendiside kırmayıp bisikletçilerle beraber poz verdi. Poz vermesiyle beraberde “Yolunuz açık olsun” diyerek Kuruluştan Kurtuluşa Bisiklet Turu’nun başlangıcını vermiş oldu.

Bilecik’e gelir gelmez Şeyh Edebali Türbesi’ne geldik. Kumanya verildi lakin verilen kumanyaların ekmeği büyük içindekilerin az olmasından ötürü çoğu ekmek parçası ne yazık ki israf edildi. Bu konuda Bilecik yetkilileri bir sonraki tur için daha özenli davranabilir. Türbeden çıkış yapacağımız anlarda Başbakan’ın ziyaret gerçekleştireceğini öğrendik ve çıkış izni verilmedi. Bundan ötürü iki buçuk saate yakın bir bekleme gerçekleştirdik. Neredeyse turdan soğumaya başlamıştım. Neden Şeyh Edebali Türbesi’nde mola verildiği de merak konusu çünkü ne türbe ziyareti gerçekleştirildi nede bizleri bekleyen bir protokol mensubu vardı. Bu yüzden burada mola verilmesini anlamsız buldum. Bu arada Bilecik’e bisikletle ikinci kez gelişimdi. Bu kez Bilecik rampalarını keyifle çıktım. Başbakan’ın hareketliliği bittikten sonra çıkışımızı gerçekleştirdik. Yine güzel bir rampa bizi bekliyordu ve orayı da keyifle çıktım. :)

Öğle molası verme noktamız olan Yenişehir’e varışımız Bilecik’teki gecikmeden dolayı epeyce zaman aldı ve akşam saatlerinde öğle yemeğimizi İmren Izgara’da yedik.

Sonrasında ise bizi bekleyen yoldan habersiz yola koyulduk ve rüzgâra karşı düz bir yolun sonunda öyle bir rampa tırmandık ki akıllara zarar. :) Tabi kamyonet arkasında gidenleri gördükçe kamyonet arkasına binesim geldi lakin daha ilk etapta böyle yaparsam yolun sonunu göremezdim. Bu yüzden pes etmeden o rampayı da çıktım. Rampanın son metrelerinde ise kamyonetten yardım etme talebi geldi, 50-100 metre kala yardım mı alınır diyerek tepe noktaya ulaştım. Tepenin inişi ise acayip güzeldi. Fakat havada fena kararmış ve soğumuştu. İşte tam bu esnada Söğüt’ten İznik’e kadar bize eşlik eden Bülent hocanın rüzgârlığı yardımıma yetişti. İşte buna hayır diyemezdim. :) İznik’e ulaştığımızda ise onlarca aracın konvoy oluşturup bizim inişimizi beklediğini gördük. İznik emniyeti, jandarması yolu kapatmıştı. Aynı zamanda Bilecik emniyeti ve jandarması da güzel bir şekilde eşlik etmişti. Ayrıca İznik’ten sonra Bilecik’i temsilen Söğüt’ten bir tek ben kalmıştım. :)

İznik’e varır varmaz hemen kamp alanına geçtik. İlk kez bir çadır kurma deneyimi yaşamakla karşı karşıyaydım. Beklediğim gibi zor olmadı ve birkaç dakika içinde çadırımı İznik Gölü kenarında hazır hale getirdim. Lakin yanımdaki çadırdan gece boyunca horuldama sesleri geleceğini sonradan öğrendim. :) Çadır kurulumu sonrasında hemen yanımızdaki çay bahçesine geçip, bize has hazırlanmış yemeklerle karnımızı doyurduk. Bu esnada telefonumu şarj etmek için çay ocağındaki prizlere gözümü diktim ve boş priz bulur bulmaz telefonumu şarja takarak gece saatlerine kadar beklemeye başladım, tabi bir yandan da çay bahçesindeki düğünü seyrettim. :) Şarj işleminin ardından ilk kez çadırda konaklamak için konaklama alanına geçtim ve öğrenmiş olduğum üzere gece boyunca horuldama sesleri eşliğinde uyumaya çalıştım.

Tarih: 14 Eylül 2014

1. Etap Güzergahı: Söğüt – Bilecik – Yenişehir – İznik

Söğüt’ten Çıkış: 10.20

Bilecik’e Varış: 12.20

Bilecik’ten Çıkış: 14.40

Yenişehir’e Varış: 17.40

Yenişehir’den Çıkış: 18.15

İznik’e Varış: 20.00

Yolda Geçen Süre: 6 saat 45 dakika

Pedal Çevirdiğim Süre: 5 saat 45 dakika 05 saniye

Etap Uzunluğu: 91.97 km

Etap Averajı: 15.9 km/h

Maksimum Sürat: 50.6

1. Etap fotoğrafları için tıklayın.

Başkalarının objektifinden kareler için tıklayın.

Basından Derlenen Haberler (Site adreslerine tıklayın):

1-Söğüt: yenisafak.com.tr – 2eylul.com.tr

2-Bilecik:

3-Yenişehir: bursa-yenisehir.bel.tr – yenisehirim.com

Kuruluştan Kurtuluşa Bisiklet Turu 2014

Öncelikle turdan öncesine dair yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum.

Yıllar önce Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu izlerken aldığım keyfi bizzat yaşamak için kendimce güzergâhlar düşünüyordum. İlk aklıma gelen güzergâh ise Osmanlı’nın kurulduğu topraklarda yaşıyor olmam nedeniyle Osmanlı’nın iz sürdüğü topraklarda ilerlemek ve atalarımın fethettiği yerlerin havasını solumak idi. İşte tamda bu vakitlerde Kuruluştan Kurtuluşa Bisiklet Turu’nun ilki gerçekleşti. 2010 yılında gerçekleşen ilk turda gazetecilik yapmam sebebiyle sadece tura katılan sporcuları fotoğraflamış ve tura özel kurmuş olduğum Facebook sayfası üzerinden paylaşmıştım. Bu arada bir bisikletim yoktu. Bir yıl sonrasında 2011 yılında gerçekleşen turdan ise neredeyse haberim olmamış ve Söğüt’ten çıkış anını sadece izlemekle yetinmiştim. Halen daha bir bisikletim yoktu. 2012 yılında ise tura katılmak için A’dan Z’ye hazırlanmış, bisikletimi almış, işimden ayrılmış ve o kadar istekliydim ki tüm hazırlıklar boşa gitmiş ve tur 3. yılında düzenlenmemişti. Artık düzenlenmeyeceğini de düşünerek bu yılın sonlarına yaklaşırken Facebook sayfasına Halil İbrahim Bozaniçlioğlu (sonradan tanıştık) tarafından gönderilen mesajla turdan haberdar olmuş, heyecanlanmış ve hemen kaydımı yaptırmıştım. Gerekli tüm hazırlıkları da yaptıktan sonra turun başlangıcından bir gün önce asıl kaydımı da yaptırıp biran önce yola çıkmayı beklemeye başlamıştım.

Bir sonraki yazılarımda ise tur etaplarından akılda kalanları istatistikî bilgiler eşliğinde sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tura dair eksiklerden de bahsedeceğim ki bir sonraki turlar daha sorunsuz olsun. Tabi güzel yanlarından ise daha çok bahsedeceğim. Şehirlerden çıkış ve şehirlere varış saatleri arasındaki sürelere molalarda dâhildir. Kimi zaman kısa mola verdik, kimi zaman ise saatlerce mola verdiğimiz oldu. Elimden geldiğinde güzel bir yazı dizisi hazırlamaya çalışacağım. Umarım beğenerek okursunuz. :)

Kuruluştan Kurtuluşa Bisiklet Turu 1. Gün (Söğüt-Bilecik-Yenişehir-İznik)

Söğüt – Borcak Bisiklet Turu (06.05.2013)

Merhaba arkadaşlar,

En sonunda ilk turumu gerçekleştirdim. Ama bu süreye kadar başımdan geçen olayları maddeler halinde sıralamak istiyorum. Umarım sizlerin başına gelmez. :)

1 Nisan: Hepsiburada’dan günün ilk dakikalarında bisikletimi sipariş ettim. Salcano’dan arayıp kadro boyunu sordular.
2 Nisan: Bisikletim kargoya verildi.
3 Nisan: Bisikletim evime geldi.
4 Nisan: Bisikletimi Bilecik’te yetkili servise götürüp toplattım. Toparlandıktan hemen sonra bir arıza tespit ettim, yetkili servise de anında bildirmiş oldum. Bilecik’te biraz turladım ve arıza nüksetti. Söğüt’e geldiğimde ise bisikletim iflas etti. Pedal tamamen boşa dönüyordu. Yetkili servisi arayıp durumu bildirdim. Parça isteyeceğini söyledi. Tabi işe giderken bu durum meydana geldiği için iş dönüşünde bisikletimi taşımak kötü olacaktı. Allah’tan dönüşte eve kadar götürdü. İflas eden bisikletin dirilişi. :)
5 Nisan: Bir umutla cuma namazına giderken bisikletime bindim ama yine aynı sorunla karşılaşa karşılaşa eve geldim.
6 Nisan: Yetkili servisi arayıp parçayı sordum. Salcano’ya faks çektiğini söyledi.
8 Nisan: Salcano’yu aradım, faksları kontrol edeceğiz, geldiyse göndeririz dediler.
11 Nisan: Salcano’yu yeniden aradım ve ısrarla parçanın gönderilmesini istedim. Çok yoğunuz diye diretmesine rağmen hemen kargoya verileceği sözünü aldım.
12 Nisan: Aras Kargo’nun Bilecik şubesini arayıp kargoyu sorduğumda geldiğini fakat yetkili servise ulaştıramadıklarını öğrendim. Adresi bulamamışlar. Asıl mesele bundan sonra kopuyor kargoya dair çünkü yetkili servisi arayıp durumu bildirdiğimde her zaman geldikleri yer diyor. Hafta içi gel halledelim diye de ekledi.
15 Nisan: Bilecik’e ikinci kez gittim. Tabi bisikletimi de araba kiralayıp götürüyorum. Yetkili servise varınca kargo hala gelmedi dedi, hemen Aras Kargo’ya gittim. Benim kargomun geldiği söylendi fakat hala yetkili servise götürmemişsiniz dedim. Hemen bilgisayara bakıp kargonuz yolda görünüyor dediler. Bana geldiği söylendi desem de kar etmedi. Sistemde yolda olduğu ibaresini gördüm. Çıkış şubesini arayıp sordular, bilgi vereceğiz dediler. Çıkış şubesi bilgi verince Bilecik şubesi de bana bilgi verecekti lakin arayan olmadı. Tabi ben bunlarla uğraşırken yetkili servis bisikletin arızalanan yerine bir göz atmış ve fazladan yer alan parçayı alıp bisikleti normal haline getirmiş. Bende deneyip düzeldiğini görünce Söğüt’e geri getirdim.
17 Nisan: Kargonun çıkış şubesi olan Fenertepe şubesini arayıp bizzat kendim sordum. Hemen transfer merkezine ulaşıp bilgi vereceğiz dediler. Dedikleri gibi oldu ve bir süre sonra arayıp kargonun kayıp olduğunu belirttiler. Salcano’yu arayıp kargonun yani yedek parçanın yeniden gönderilmesini istemişler. Kaybolan parçayı da kendi aralarında halledeceklermiş. Bu tarih itibariyle de işe bisikletimle gidip gelmeye başladım. Bu arada parçanın gelip gelmediği konusunda hiç fikrim yok.
5 Mayıs: Bizler için çok önemli olan kaskımı da aldım.
6 Mayıs: İlk turum…

Söğüt – Borcak Bisiklet Turu (06.05.2013)

Saat 16.40 gibi Bilecik’in Söğüt ilçesinden köyüme yani Borcak’a doğru yola çıktım. Yola çıkış noktasında bir marketten su alırken aynı zamanda bir traktörlü amca da sigara alıyordu. Benden daha önce yola çıktı. Benim kask takıp hazırlanmam biraz zaman aldı. Neden bahsettiğime gelecek olursa eğer 15 dakika sonra kendisini solladım. 😀 Onu solladıktan sonra yol üzerinde kendi arazimizin yanında biraz mola verdim.

15 dakika da 5.5 km’lik yol yaptım. Ufak çaplı yokuşlarda az yoruldum diyebilirim. Dönüşü düşünmeye işte o vakit başladım. Ama giderken çoğunlukla yokuş aşağı gittim. Geriye 3.5 km kalmıştı.

Yollar bozuk olmasa daha iyi gidilebilirdi ama maalesef köyün asfalt yolları çok kötüydü.

Orada bir köy var uzakta (bisikletimle uzak olan yol yakınlaştı) :)

30 dakika sonunda köyüme ulaştım. Yokuş aşağı inerken fazla hız yapamamak ilk 15 dakikaya göre daha uzun süre tuttu mesafeyi göz önünde bulundurursak. Yani ilk 15 dakikada hafif yokuşların olduğu 5.5 km’yi geride bırakırken, sonraki 15 dakikada yokuş aşağı 3.5 km yol gittim.

Köydeki evime ulaştım.

Stop ve far lambamı bisikletime taktım. Dönüş için gerekebilir diye.

Bunlarda ipekböceği. Şu an siyahlar sonra beyazlaşıp kocaman olup koza yapacaklar. :)

Saat 19 civarı Borcak’tan dönüşe geçiyorum. İşte macera şimdi başlıyor. Çünkü daha az mesafeli ama tamamen yokuş olan bir yoldan Söğüt’e gideceğim. Köyümüzdeki göletinde fotoğraflarda bolca yeri olacak.

Dönüşe geçiyorum.

Halam, annem ve teyzem beni yolcu ediyorlar. :)

Fotoğraflara dikkatli bakacak olursanız çıktığım yokuşu bariz bir şekilde etap etap görebileceksiniz. Bu arada fotoğrafları çektiğim yerlerde azıcıkta mola vermiş oldum 1-2 dakikalık kısa molalar ama kesinlikle bisikletimi elime alıp yürümedim. İnat ettim ve çıktım o yokuşu. :)

Hala beni izliyorlar. :)

Gidonumun ucu hala yokuş çıkacaksın diyor. :)

Aslında aşağıdaki fotoğraf yönüne gidecek olsaydım çok keyifli olurdu. :(

Bu arada bu yol kestirme toprak yol ama asfalt yol gibi kötüydü.

Fena kızardım. :) Bu arada sürerken çekebildim birkaç kare.

İnsanın aşağıya baktığında sevinesi gelebiliyor.

Görünen yer Söğüt.

Gölet geçirmez selem var, hahaha. :)

Dönüş yolunda başka bir köyden daha geçtim. Söğüt’e az kaldı.

Tabelayı poligon levhasına çevirmişler. :)

Söğüt çöplüğü her zamanki gibi yanıyor.

Asfalt yola çıktım. Buraya çıktığımda 50 dakika geride kalmıştı. 10 dakika sonra ulaşayım diye gaza bastım. :)

Nereden nereye…

Tahmin ettiğim üzere eve geldiğimde 1 saat geride kalmıştı. Uzun yoldan 30 dakikada gittiğim köyüme kısa yoldan 1 saatte döndüm.

Böylece mini bir tur sona erdi.

Tura ait en can alıcı anlar:

Video 1 – Video 2

Turum esnasında MapMyRide kullandım. Km olarak farklı veriyor gibi geliyor ama artık analiz edebilenler olursa sevinirim. 😉

Gidiş Rotası: www.mapmyride.com/routes/view/203930024

Dönüş Rotası: www.mapmyride.com/routes/view/204023702

Söğüt and Bilecik Cradle of the Ottoman Empire

In front of the small park containing the shrine to Ertuğrul Gazi in Söğüt, near Bilecik, there stands one of those outsized flagpoles that are becoming such a conspicuous feature of the Turkish landscape.

But here more than in most other places there’s ample justification for such nationalist posturing since it was here perhaps more even than in Bursa that the seeds of the Ottoman Empire were originally sown. Because the Conquest of İstanbul took place in 1453 it’s easy for people to run away with the idea that the Ottomans came into their own more or less at the same time as the Tudors in the UK. Easy, but wrong, because in fact Ertuğrul Gazi, the father of Osman Gazi who is usually thought of as the first of the Ottoman sultans, was actually born in 1188, at a time when large parts of what is now Turkey were still firmly under Selçuk sway.

Ertuğrul’s background is somewhat uncertain — although his birthplace is often given as Ahlat on the northern shore of Lake Van, he probably came from what is now Turkmenistan where he’s honored by a mosque in his name in the capital, Ashgabat. An Oghuz Turk, he was leader of the Kayı tribe, which soon became involved in battling the Byzantines alongside the more powerful Selçuk Turks. For his efforts Ertuğrul was rewarded with land near Ankara, although he later succeeded in seizing Söğüt (Willow), which is sometimes described as the first Ottoman capital.

Ertuğrul’s tomb stands to the left of the road as you come in by bus from Bilecik. Originally it would have been open to the skies but later a protective shrine was added, then rebuilt in its current form in 1886 during the reign of Sultan Abdülhamid II. Today his grave is surrounded by soil samples brought here from all over the Turkic world in his honor. In the grounds outside can be seen the graves of Ertuğrul’s wife, Halime Hatun, and of his second son, Savcı Bey, as well as a marker showing where Osman Gazi was originally buried before his body was transferred to Bursa when it succeeded Söğüt as the Ottoman capital.

At the back of the graveyard stands a cookhouse with, right beside it, a vast arena. Both come into their own over the second weekend of September when Ertuğrul Gazi is commemorated with a festival that builds on a celebratory pilav günü (rice day) dating back more than 700 years. Thousands of people show up annually to take part in the feasting and fun.

It might be tempting to take a quick look at the tomb, then hop back on the bus to Bilecik. Tempting but mistaken, since if you stroll downhill to the town center you’ll soon discover modern Söğüt, an unexpectedly pretty little town vaguely reminiscent of İznik. The first thing you’ll come to is a very attractive compound containing a high school, orphanage and mosque with twin minarets all dating back to the reign of Sultan Abdülhamid II. Keep walking to reach the much older Çelebi Sultan Mehmet Cami built between 1414 and 1420, but extensively restored by the enthusiastic Abdülhamid. In front of it there’s a bust commemorating Ertuğrul Gazi as well as a beautiful fountain decorated with Kütahya tiles and called the Kaymakam Çeşmesi (Governor’s Fountain) after Kaymakam Sait Bey who had it placed there in 1919.

Nearby you’ll find the Ethnographic Museum housed inside a lovely wooden mansion that started life as a clinic but had to be completely rebuilt after a fire in 1990. Inside it contains a fine collection of traditional costumes and lovely knitted purses, while the grounds host a few tombstones dating back to the time when Söğüt was the Roman Thebasion (Sebasiyon). Finally, take a quick look at the statue of Atatürk just where the bus back to Bilecik stops. It’s surrounded by sculpted panels setting out the main events in Ottoman history.

The best base from which to visit Söğüt is probably Bilecik, a little-noticed town in Western Anatolia on the main road from Eskişehir to Adapazarı (Sakarya). As you come into town you can hardly avoid noticing on the right a deep gorge whose flanks are dotted with the shattered remnants of minarets. During the Turkish War of Independence (1919-1922), Bilecik, like Söğüt, was the scene of fierce fighting between Greeks and Turks, and these broken buildings stand as silent reminders.

A road winds down through the valley to the site of the shrine of Şeyh Edebali (1206?-1326), spiritual advisor to Ertuğrul Gazi and father-in-law of Osman Gazi. The shrine sits in a glorious location with fine views on both sides; look out in particular for the ruins of an old caravanserai now covered by a protective roof on the far side of the valley. At the foot of the steps leading up to the shrine is the impressive Orhangazi Cami, a mosque dating back to 1392 but with twin minarets added in 1905. The hamam that once formed part of the complex has been turned into a souvenir shop where you can buy replicas of the old green Ottoman flag decorated with three white crescents. A nomadic-style tent has been set up in the grounds to serve refreshments to weary pilgrims who can imagine themselves transported back to the days of Ertuğrul and Osman as they sip their tea.

Back on the lip of the valley you might want to pause to inspect the fine Belediye Sarayı (local government building). In the small park behind it the clock tower was erected in the reign of — you’ve guessed it — Sultan Abdülhamid II. Across the road a monument incorporates the old and new Turkish flags as well as Şeyh Edebalı’s uplifting words “İnsanı Yaşat Ki, Devlet Yaşasın (Let man flourish and the state will also flourish).”

Modern Bilecik has nothing to detain a visitor bar a cluster of reasonable hotels. However, it’s also the best base for a visit to nearby Osmaneli, another of the many mini-Safranbolus of old Ottoman houses that dot this corner of Turkey yet pull in far fewer visitors. Long known as Lefke, Osmaneli merits a footnote in postal history since Turkey’s first airmail letter was carried by plane from here to Bilecik in 1914. However, it’s mainly interesting as a place to come to admire old Ottoman architecture without distracting crowds.

At the heart of town stands the Ulu Cami, a mosque commissioned by Rüstem Paşa, the grand vizier and son-in-law of Sultan Süleyman the Magnificent perhaps best known for the lovely little mosque he paid for in İstanbul’s Tahtakale district. It was designed by Yüzgeç Mehmet Paşa, a pupil of the great Sinan’s, and is currently undergoing restoration. Facing it, the imposing two-storied Hükümet Konağı that once housed the local government is now slated to become a hotel.

The pleasure of a visit to Osmaneli mainly lies in wandering the streets admiring the fine Ottoman konaks (mansions), many of them in a predictably poor state of repair but some making a strong comeback (look out, for example, for the lovely houses surrounding Balaban Meydanı). However, you should certainly track down the remains of what was once the enormous Hagios Georgios (St. George) Greek Orthodox Church and the much less conspicuous shrine to Bayraklı Dede, a local evliya or holy man in whose life story colorful fables stand in for lack of actual fact. His tomb is draped with modern Turkish flags (bayrak), hence its name.

WHERE TO STAY

Babüssaade Konağı, Eskişehir. Tel: 0222-233 4000

Başaran Hotel, Bilecik. Tel: 0228-212 3921

Hotel Eronur, Bileceik. Tel: 0228-212 0555

HOW TO GET THERE

There are regular buses from Eskişehir and Adapazarı (Sakarya) to Bilecık, then half-hourly bus services on to Söğüt and Osmaneli.

İki video arasındaki farkı bulun

Milletvekili seçimlerine az bir süre kala partilerin birbirlerine gönderme yapmaları devam ediyor. Geçen hafta sonu İstanbul Kazlıçeşme’de düzenlenen CHP ve AK Parti mitinglerinde hangisinin daha çok seçmene ulaştığı tartışılmıştı. Bunun yanı sıra dün Emniyet tarafından üç partiye ilişkin üç şehirde düzenlenen mitinglere katılım sayıları açıklanmıştı. (Sonuçlar için tıklayın.) Bu sefer ise bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. AK Parti’nin seçime 10 gün kala yayına verdiği ve epeyce ses getiren reklam filmine karşılık CHP’den yanıt gecikmedi. Bakalım sizler bu iki reklam filmi arasındaki farkları bulabilecek misiniz? :)

AK Parti reklamı:

CHP reklamı:

O Şimdi Hüramiral: Özgürlük

Bugün itibariyle askerlikle alakalı her şeye Askerlik Şubesi’ne gidip terhis başvurumu yaptıktan sonra son noktayı koydum. Bundan tam altı ay öncesinde başlayan askerlik macerası dün resmen sona erdi. Bugün ise tamamen özgürüm. :)

Acemi birliğimin (Deniz Er Eğitim Alayı) olduğu İskenderun’a gittiğim geceyi hiç unutamıyorum. Söğüt’ten Eskişehir’e gidebilmek için saatlerce karlı yollarda yolculuk ettikten sonra apar topar İskenderun otobüsüne binebilmiştim. Ertesi gün İskenderun’a vardığımda ise deniz manzarası gözlerimi almıştı. Çatısız evler falan epey dikkat çekiciydi. Birliğe girdiğimde ise tüm manzaralar gözümün önünden kaybolmuştu. :) On sekiz günün ilk haftasını kayıt aşamalarıyla, ikinci haftasını silahlı-silahsız eğitimlerle, son haftasını ise yemin töreni hazırlıklarıyla geçirdiğim acemi eğitimimi 2010 yılının son gününde noktaladım. İskenderun’a ait hatırladıklarımdan en unutulmazı ise sürekli beklemekti. :) Telefon sırasında beklemek, yemekhane önünde beklemek, kantinde beklemek, beklemek, beklemek… Musluktan içtiğim çay ise en ilginç olanıydı. :) Yemin Töreni ise duygu yüklüydü. Artık o günü hatırlamak istediğimde video görüntülerinden kendimi çok net bir şekilde görebileceğim.

[ad code=1 align=center]

Usta birliğimin (Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanlığı) olduğu Antalya’ya ise yılbaşı gecesi gittim. Koskoca otobüs içinde ben dahil on beş askerle birlikteydim. 2011 yılının ilk saatlerinde Antalya’nın bomboş sokaklarına merhaba dedik. Bir süre gezdikten sonra birliğime teslim oldum. Deniz kenarında askerlik yapmanın keyifli olacağını zannederek güzel bir yere geldiğimi farketmiştim ki ilerleyen günlerde askerliğin her yerde askerlik olduğunu anladım. Görevde bulunduğum süre zarfında birliğimde yapmadığım iş kalmadı. Peki bu yaptıklarımın sivil hayatımda bana kazandıracağı şeyler var mı diye sorulsa. Kesinlikle hayır cevabını verebilirim. :) Burada beklemek diye bir şey yoktu ama bitmek bilmeyen nöbetler en unutulmayacak etkinlikti. :) İşte sabretmenin öğrenildiği en belirgin anlar bu anlardı. Sabrede sabrede doğan güneşe yaklaştığım günlerde artık rahatlamaya başlamıştım. Terhis Belgemi aldığımda ise çok mutlu olmuştum. Çünkü hayatımdaki en büyük engeli de aşmıştım artık. Son gecemde eşyalarımı topladıktan sonra 17 Mayıs’ın ilk saatlerinde bir daha dönmemek üzere birliğime veda ettim.

Askerde bulunduğum dönemde yaşadığım her şeyi her gün not aldım. Yani Asker Günlüğü tuttum. Bakalım belki ilerde işe yarar şeyler ortaya çıkar. :)

Şimdi ise askerlikten daha zor bir yaşam beni bekliyor. Allah kolaylık versin.

İş tekliflerine açık olduğumu da belirteyim. :)

Saygılarla,

SG Muhafız Er İbrahim ÇİFTÇİ :)

Kamil Koç: Bilecik’i ES geçiyoruz

Son bir ay içinde Kamil Koç Otobüsleri’nin “Rahat”lığını keşfetmiş biri olarak dün Eskişehir’de çıkan bir yerel gazetenin arkasındaki reklam bayağı ilgimi çekti. Bahsettiğim üzere reklam Kamil Koç Otobüsleri’ne dair… Web sitelerinde de bu reklama yer vermişler.

Reklamın sloganı ise bir hayli ilginç: “Bilecik’i ES geçiyoruz.”

“Eskişehir-İstanbul artık sadece 4,5 saat!” vurgusunun yapıldığı reklamda şu satırlara yer verilmiş: “Siz sevdiklerinizin yanına daha kısa sürede ulaşın diye; Eskişehir-İstanbul güzergahımızdan Bilecik Otogarı’nı çıkardık. Hem sevdiklerinize 4,5 saatte kavuşmanın mutluluğunu yaşayın, hem de Kamil Koç güvencesiyle seyahat etmenin ayrıcalığına varın.”

Kamil Koç Otobüsleri ve Eskişehir açısından düşündüğümüzde gayet mantıklı bir gelişme ama Bilecik açısından vahim bir durum. Bence biran önce çevre yolunun kenarına yeni otogar inşaa edilmeli. Yoksa bu gidişle diğer otobüs firmaları da Bilecik’i bu şekilde ifşaa etmek isteyebilirler.

Malum Bilecik’i es geçmek Bilecik’i tanımamak demek. 😉